1. Beyin
1. Tarihsel Süreçte Beyin
Küçük Asyalı Ezop,başlangıçta köleymiş,sonra azat edilmiş. Kölelik
dönemindeyken efendisi, önem verdiği bir şölen için kendisine “dünyanın
en güzel yemeğini ve aynı zamanda en kötü yemeğini” hazırlamasını
emretmiş. Ezop da sofraya haşlanmış dil çıkarmış ve efendisinin bu
sunuyu pek de beğenmemesi üzerine kendini, “Dilin yerine göre dünyanın
en iyi şeylerini; yerine göre de en kötü şeylerini söyleyebileceğini”
belirterek savunmuş.
Ezop’un yaşadığı çağda (M.Ö. 6.yy.) düşüncelerin beyin tarafından
oluşturulduğu bilinmediğinden olsa gerek; Ezop, beyin yerine dil
pişirmiş. Oysa beyin en görkemli, en güzel, en üstün şeyleri
düşünebileceği gibi en berbat, en şeytansı, en aşağılık şeyleri de
düşünebilir. Düşünmekle kalmaz, tutsağı olan bedene uygulatır da (dilde
olduğu gibi).
Yazılı tarih bize beyne yönelik ilginin yüzyıllar boyunca sürekli ve
kendi içinde tutarlı gelişme gösteren bir süreç olmaktan çok aralarında
uzunca bekleme süreleri barındıran sıçramalar biçiminde ortaya çıktığı
mesajını vermektedir. Bu gelişme biçiminin içsel ve dışsal nedenleri
olduğu söylenebilir. İçsel neden ilgi odağı olan organın kendi
özellikleri ile ilişkilidir. Organ beynin en önemli özelliği, karşı
konulmaz biçimde ortaya çıkan nesnel gerçekliklerle ilgili gelişmelerin
bilinç, dikkat, oryantasyon ve bellek eşliğinde ya da yardımcılığında
izlenerek gözlemler’e dönüştürülmesi ve gözlemlerin düşüncelere yol
açmasını sağlamasıdır. Bu özellik, beynin organ olarak herkes için
aşağı yukarı benzer özelliklerinin otomatik bir gereği olmayıp, açıkça,
bu genel özelliklerin beyin yeteneği haline dönüşmesine yol açan iç
mekanizma ayrıcalıklarının bireysel bir açılımıdır. Eğer bu önerme
doğruysa, bunun anlamı; herkes için geçerli olan nesnel gerçekliklerle
sadece çıplak olarak karşılaşan genel ya da beyin yeteneği bakımından
belirsiz olan bir organın gözlem ve düşünce süreçlerine ancak bireysel
bir organ haline dönüşerek varabildiğidir. Böylelikle, beyin
serüvenindeki kesikli sıçramaların; ister Eski Mısır’da, ister Antik
Çağ’da, isterse de günümüzde ortaya çıksınlar içsel nedenini gözlemci
ve düşünce yaratabilen bireysel beyin çalışması olduğu söylenebilir.
Beyin sahibi canlıların incelenmesi bize, bunların ayrıca, bir
kurallılık, hiyerarşi içerdiğini de gösterir. Öyleyse, beynin
kendisiyle ilgili ilk temel kavrama girerken hemen karşımıza evrim
kavramı çıkar. Bu nesnel gerçeklikle o denli ilgili bir kavramdır ki
beyne ait bilgilerin öğrenilmesi sürecinde evrim bilgisi zorunlu bir
yere oturur. Bu kavram, bize, incelediğimiz canlı beyninin iç
dinamiklerinin boyutlarını, zenginliğini ve sınırlarını öğretir. İnsan
beyninin kapasitelerinin sorgulanmasında bize yardımcı olabilecek çok
güçlü ipuçları vardır. Bir kez, morfolojik detaylılıkta çok zengin bir
görünümü vardır. Onun kadar zeminini genişletmiş olan bir organ ve
canlı beyni yoktur. Antropolojik çalışmalar benzer detaylılığa en
azından 50 bin yıldır rastlandığını söylemektedir. Bunun anlamı, ya da
anlamlarından biri, beynin genel evriminin, çok uzak gelecekler için
bile hazır bir yapı oluşturduğudur. Ve denilebilir ki bu, henüz
kullanılmakta olan yapıdır ve genel evrim modelleri içinde kabul edilen
morfolojik değişikliklere bu yüzden gitmemiştir. Mikroskobik yapı, bir
açıdan inanılmaz ve karmakarışık bir görünümü, diğer açıdan ise
bunların kendi aralarındaki hiyerarşiyi gösterir. Her ikisini de
çağrıştıran veriler vardır. Bu verilerin elde edilmesi yeni olmayıp,
her iki tür veri de en azından 100 yaşındadır.
Nörolojik bilimler son yıllarda önemli ilerlemeler göstermişse de yine
de yetersizliği yeterliliğinden fazladır. Ancak gösterdiği atılımlar ve
gelecek için umut verici oluşu ve uğraştığı konunun önemi, içinde
bulunduğumuz yılların beyin yılları olarak kabulüne yol açmıştır.
2. Beyin ve Sinir Sisteminin Genel Görünüşü
Beyin ile ilgili şu gerçek çok bilindiği için olsa gerek, hep gözardı
ediliyor: beyin vücuda bağlıdır ve onunla sürekli iletişim halindedir.
Sinir sistemine veriler yalnızca vücudun değişik yerlerindeki
dönüştürücülerden gelir. Dönüştürücüler ışık, ses ya da basınç gibi
kimyasal veya fiziksel etkileri elektrokimyasal işaretlere
dönüştürürler. Bu dönüştürücülerin bazıları gözdeki ışık duyargaları
gibi vücuda dışarıdan gelen işaretlere tepki gösterir, yani dış çevreyi
izler. Başka dönüştürücüler ise daha çok vücudun içindeki etkinliklere
tepki gösterir. Mide ağrınızın tutması ya da kandaki aside duyarlılık
göstermenizde olduğu gibi. Sinir sisteminin hareket çıkışı ise
vücuttaki kasların çoğunu denetlemekle görevlidir. Ayrıca beyin
hormonlar gibi birtakım kimyasal maddelerin vücuda salınmasını da
etkiler.
Beyin ve sinir sisteminde fiziksel katmana bakıldığında, işlemci,
sinyal iletim ortamı ve yol verici olarak, sinir sisteminin temel öğesi
olan nöron, ya da sinir hücresi görülmektedir. Sinir hücresini
oluşturan Dendrit, hücre gövdesi, akson ve akson uçları (sinaps) şekil
4’de gösterilmiştir. Dendritler sinaptik sinyalleri girdi olarak
almakta, hücre gövdesi bu sinyalleri bilindiği kadarıyla analog bir
yöntemle işlemekte ve üretilen denetim sinyali ya da sinyalleri
aksonlar aracılığı ile denetlenecek hedef hücrelere iletilmektedir.
Tipik bir nöron, hücre gövdesi ve dendritleri üzerine dış kaynaklardan
gelen elektrik darbelerinden üç şekilde etkilenir. Gelen darbelerden
bazısı nöronu uyarır, bazısı bastırır, geri kalanı da davranışında
değişikliğe yol açar. Nöron yeterince uyarıldığında çıkış kablosundan
(aksonundan) aşağı bir elektriksel işaret göndererek tepkisini
gösterir. Genellikle bu tek akson üzerinde çok sayıda dallar olur.
Aksondan inmekte olan elektrik işareti dallara ve alt dallara ve
sonunda başka nöronlara ulaşarak onların davranışını etkiler. Nöron,
çok sayıda başka nöronlardan genellikle elektrik darbesi biçiminde
gelen verileri alır. Yaptığı iş bu girdilerin karmaşık ve dinamik bir
toplamını yapmak ve bu bilgiyi aksonundan aşağı göndererek bir dizi
elektrik darbesi biçiminde çok sayıda başka nörona iletmektir. Nöron,
bu etkinlikleri sürdürmek ve molekül sentezlemek için de enerji
kullanır fakat başlıca işlevi işaret alıp işaret göndermek, yani bilgi
alışverişidir.
Ortalama bir beyinde 10 milyar kadar sinir hücresi vardır. Dolayısıyla
sayıları arttıkça beyin işlevlerinin de artacağı açıktır. Nöron sayısı
kadar önemli olan bir diğer özellik; nöronların uzantıları aracılığı
ile diğer nöronlarla oluşturdukları ilişkilerdir. Bilgi alışverişinin
yapıldığı bu ilişki noktaları (sinaps’lar) nöron başına 1000 ile 10000
arasında değişir. Sinapslar, etkiye akım var / akım yok şeklinde tepki
gösterir. Demek ki, bir nöron 103 hatta 104 tepki verebilir. 1010 nöron
olduğuna göre, sinir sisteminde tepki sayısı ya da bilgisayar deyimiyle
söylersek bit sayısı, 10 trilyon ile 100 trilyon arasında değişecektir.
Bu bit sayısı 500 sayfalık bir milyon kitabı dolduracak kadar çoktur.
3. Öğrenme ve Bellek
Beynin en önemli işlevlerinden birisi de insanın çevresinde olanları
öğrenmesi ve edindiği bilgileri daha sonra kullanmak üzere
depolamasıdır. Çevreden gelen uyarıların değerlendirilmesi ve uygun
davranışların geliştirilmesi öğrenme yoluyla olmaktadır. Öğrenilen
bilginin saklanmasını ise bellek sağlar. Öğrenme çok geniş bir kavram
olup görme, işitme, dokunma, tat ve doku duyguları ile algılanan
uyarıların beyinde ilişkilendirilme, tekrarlama gibi birden çok beyin
işlemi sonucu gerçekleşir. Öğrenmenin doğrudan bir ölçümü yapılamayıp
ancak ortaya çıkan davranış değişiklikleri ile
değerlendirilebilmektedir.
Öğrenme biçimleri uyarı yanıt ilişkisine göre asosiye ve asosiye
olmayan üzere iki ana gruba ayrılmaktadır. Çevreden gelen tekrarlayan
uyarıya karşı oluşan belirli bir yanıtın, zaman içinde meydana gelen
değişme, asosiye olmayan öğrenme biçimini oluşturur. Bu öğrenme
biçiminde tekbir yanıt ve ona karşı oluşmuş başka bir uyarı ile
ilişkilendirilmemiş belirli bir yanıt söz konusudur. Bir alt biçimi
olan alışma uyaranın etkinliğinin zaman içinde sönmesi ve ilk ortaya
çıkan yanıtın şiddetinin azalmasıdır. Bulunduğumuz odada saatin tik
taklarını bir süre sonra duymamamız bu öğrenme biçimi için bir
örnektir. Bunun tam tersi olan duyarlılaşmada ise yanıtın şiddeti
tekrarlayan uyarı ile artar. Ocak üzerinde çok sıcak olan bir kabı ilk
ellediğimizde elimizi hızla geri çekeriz. Daha sonra kap ılıklaşsa bile
biz kaba değdiğimizde kabın sıcaklığı ile uyumlu olmayacak şekilde
elimizi hızla çekeriz. Bu iki tip öğrenme biçimi, en basit
organizmalardan en karmaşık organizmalara kadar tüm canlılarda
kullanılır.
Asosiye öğrenme biçimlerinden birisi, klasik şartlanmadır ve Pavlov’un
köpeklerle yaptığı sindirim sistemi çalışmaları en bilinen örneği
oluşturur. Daha önce tükrük salgılanmasına neden olmayan bir uyarı (zil
sesi), belli bir süre ve aşamadan sonra salgılamaya neden olur. Zil
sesini duyduktan sonra yemek verilen köpek, bir süre sonra bunun
tekrarlanması sonucunda yemek verilmeden zil sesini duyduğunda tükürük
salgısında artış olur. Zil sesi şartlı uyaran, yemek şartsız uyaran,
zil karşısında oluşan tükürük salgısı şartlı reflekstir. Şartlı
refleksin oluşması için şartlı ve şartsız uyaranların belli sayıda
tekrar etmesi gerekir. Pavlov’a göre hayvanlar ve insanlarda öğrenme
düşüncelerin ilişkilendirilmesi değil, uyaranların
ilişkilendirilmesidir. Rescola ve Wagner bu model üzerindeki
çalışmalarında klasik şartlanmanın tek başına şartlı ve şartsız
uyaranın birlikteliği ve tekrarlanması sonucu oluşmayacağını ileri
sürmüşlerdir. Rastgele bir araya gelen uyarılar bir anlamlılık
oluşturmuyorsa ne kadar sık tekrarlasa da öğrenme biçimine dönüşmez.
Canlılar tüm olasılık ve bağlantıları değerlendirip birbiriyle ilişkisi
olan şartlı ve şartsız uyaranları bir araya getirerek öğrenmeyi
gerçekleştirir. Bir başka deyişle beyin, çevredeki birbiriyle
bağlantılı ya da ilişkili olayları seçer ve saptar.
Diğer bir önemli asosiyatif öğrenme ise operan şartlı öğrenmedir. Bu
öğrenme biçimine deneme yanılma yöntemi de denmektedir. Klasik
şartlanma iki uyarı arasındaki bağlantıyı içerirken, operan şartlanma
bir uyarı ile canlının bu uyarıya karşı oluşturduğu davranışı içerir.
Skinner’in incelediği operan şartlanma modelinde bir kafes içine konan
sıçan, bir ışık karşısında bir düğmeye basarak yiyeceğe ulaşacağını
öğrenir. Başlangıçta yiyeceğe nasıl ulaşacağını bilemeyen sıçan,
birbirinden farklı davranışlar sergiler ve önünde duran düğmeye
rastgele basarken yemeğe ulaşır. Bu davranışını birkaç kez tekrarlayıp
aynı sonuca ulaşan sıçan, ışık yandığında düğmeye basar ve yiyeceğini
alır.
Farklı gibi görünen klasik ve operan şartlanmada temel kurallar
aynıdır. Ödüllendirme ve kaçınma mekanizmaları gelişen davranışı
belirlemektedir ve her iki şartlanma biçiminde de aynı sinir sistemi
mekanizmaları yer alır. Tüm canlılar çevrede olanları ve rastlantıları
asosiye öğrenme ile farkeder ve öğrenir. Ancak gerçekte şartlı ve
şartsız uyaranlar, öğrenme modellerinde olduğu gibi tek başlarına ve
düzenli aralıklarla tekrar etmezler. Canlılar karşı karşıya kaldıkları
pek çok uyaran arasında aralarında yaşamını devam ettirmede önemli olan
biyolojik olarak anlamlı bir ilişkinin olduğu uyaranlar arasında
bağlantı kurar. Bu asosiyatif öğrenme biçimleriyle canlılar birbiriyle
ilişkili ve ilişkisiz olayları birbirinden ayırt ediyor ve çevrede
olanların nedensel bağlantılarını saptıyor. Hangi uyarıların önemli
olduğu, dikkate alınması gerektiği için ya daha önceden sinir
sisteminde programlanmış doğru bilgi ya da sonradan öğrenme
gerekmektedir. Genetik ve gelişimsel programlama, değişik aşamalarda en
basit canlılardan en karmaşık canlı olan insana kadar tüm canlılarda
bulunmaktadır. İnsanın yaşamını devam ettirmesi, çevreye uyum sağlaması
ve bulunduğu noktadan daha ileriye gitmesi öğrenme, esnek karar
verebilme ve farklı uyaranlar arasında yeni bağlantıları farkedebilmesi
ile gerçekleşebiliyor.
Edinilen bilginin saklanması ve geri çağrılmasına göre öğrenme ve
bellek, iki ana guruba ayrılır. Çevremizde olanlar, evren, insanlar ve
yerler ile olan bilgileri, sözcüklerle ifade edilen, tanımlanabilir
bellek ya da deklaratif bellek biçiminde saklarız. Algı ve motor
yeteneği gerektiren bazı işleri nasıl yapılacağı konusunda sözcüklerle
ifade edemediğimiz, tanımlama biçimine getirilmemiş olan refleksif
bellek biçimini kullanırız. Deklaratif belleğin oluşması bilinçli bir
düşünme sürecini gerektirir. Bu süreç içinde değerlendirme,
karşılaştırma ve bir araya getirme gibi bilişsel işlemleri kullanır.
Deklaratif bellekten bilgilerin çağrılma işlemi yaratıcı bir süreç
olup, yeniden sıralama, yeniden yapılandırma ve orijinal olanı
yoğunlaştırma işlemlerini içerir. Bilginin deklaratif olarak
depolanması, bizim kişisel algı yapımıza göre ve daha önce edinilmiş
bilgilere göre kişiden kişiye farklılık göstererek oluşmaktadır.
Refleksif bellek ise bir işlemin farkedilmeden çok sayıda tekrarı
sonucu zaman içinde birikerek oluşur. Bilinçli düşünme ya da
karşılaştırma,değerlendirme gibi kognitif işlemler gerekmeden refleksif
bellek oluşur ve genellikle kelimelerle ifade edilmez. Bazı algı ve
motor yeteneklerin kazanılması, gramer gibi bazı kuralların öğrenilmesi
refleksif bellek ile olmaktadır. Refleksif öğrenme için asosiye ve
asosiye olmayan öğrenme biçimleri örnek gösterilebilir. Pek çok işlemde
her iki bellek ve öğrenme biçimi de yer alır. Örneğin araba kullanmak
başlangıçta deklaratif bellek ile gerçekleşirken bir zaman sonra
refleksif belleğe geçer ve artık araba kullanma kuralları her
kullanışta sözcüklerle ifade edilmez, kısaca otomatikleşir.
1. Kısa süreli bellek
Kısa süreli belleğin birkaç şekli vardır. Anlık diyebileceğimiz kısa
süreli belleğe örnek olarak görsel olaylarla ilgili resimsel bellekten
söz edebiliriz. Bu bellek şeklinde görsel uyarıları izleyen
ard-hayaller vardır. Kişi bir cisme bir süre baktıktan sonra o cisim
görme alanından çıkarılsa bile, bir süre daha bu cismin hayali gözünün
önünden silinmez ve kişi bazı ek ayrıntıların farkına varır; sanki
görmeye devam eder. Ancak, bu belleğin süresi çok kısa olup çoğunlukla
bir saniyeden azdır. Süreyi uzatmak için, görsel uyarının parlaklığını
arttırmak ya da bakma süresini çoğaltmak gerekir. Anlık görsel belleği
sağlayan mekanizma gözün sinir tabakası nöronlarındaki fiziksel
değişimlerdir.
Biraz daha uzun süren kısa süreli bellek, sinir hücreleri arasındaki
uyarıcı devrelerde bir süre devam edip giden elektriksel aktivite
aracılığı ile gerçekleşir.
Kapalı devreler şeklinde olan ve uyarıcı tepki oluşturan nöron
zincirlerinde sinir akımları tekrar tekrar dolaşır (ongoing neuronal
activity) ve bu kapalı devrelerde akım dolaştıkça, o şey anımsanır.
Akım tükenince o şey unutulur. İngiliz ruh bilimci Alan Baddeley bu
belleği çalışma belleği olarak adlandırmaktadır. Bu bellek türü için
verilebilecek tipik bir örnek, yeni öğrenilmiş yedi rakamlı bir telefon
numarasını anımsayabilmektir. Kısa süreli belleğin ortalama kapasitesi
de yedi birimliktir (5 – 9).
Görüldüğü gibi kısa süreli bellek beyne iletilen bilgilerin giriş
bölümünde, bir tampon görevini yerine getirmektedir. Alınan bilgiler
(görüntü, sözcük veya sayısal bilgi) ilk önce kısa süreli bellekte
işleme tabi tutularak gerektiğinde uzun süreli belleğe iletilmektedir.
2. Uzun Süreli Bellek
Uzun süreli bellek, kısa süreli bellekteki nöron zincirlerinde akan
elektriksel aktivite gibi dinamik olaylara bağlı değildir. Çünkü böyle
olsaydı nöronal aktivite geçici olarak durdurulduğunda, belleğin de
tümüyle silinmesi gerekirdi. Örneğin, derin bir anestezi verildiğinde,
beyine az oksijen gittiğinde ya da beyin soğutulduğunda kişinin
geçmişini tümüyle unutması gerekirdi. Fakat bu durumlarda yalnız kısa
süreli bellek bozulmakta, uzun süreli bellek ise sağlam kalmaktadır. Bu
bakımdan uzun süreli belleğin, dinamik değil, plastik değişiklikler
sonucu oluştuğunu düşünmek daha doğrudur.
Plastik belleğin temelini koşullu ya da koşulsuz reflekslerden gelen
sinyallerle değişebilen protein molekülleri oluşturur. Böylece beyinde
moleküllerden oluşmuş bir dilin ya da gramerin varlığından söz
edilebilir. Yeni protein molekülleri sadece uyarılar (öğrenme) ile
oluşmaz, kalıtsal olarak da oluşur. Bir bakıma canlılar kalıtsal olarak
eğitilirler. Kalıtsal eğitim kusurlu olduğunda, akıl hastalıklarından
ve davranış bozukluklarından söz ederiz.
Moleküler düzeydeki değişiklikler dışında uzun süreli belleğin
gelişmesi için nöronlarda şekilsel değişiklikler de oluşmaktadır.
Bilindiği gibi, bir sinir hücresinden diğer sinir hücresine kimyasal ve
bunun sonucu olarak da elektriksel uyarıların geçtiği kısımlara sinaps
denir. Öğrenme nöronlar arasındaki sinapsların sayısında artma; unutma
ise sinaps sayısında azalma yapmaktadır.
4. Bellek Sistemi
1. Bilginin alınması
Beyinde dikkat ve yoğunlaşma işlemlerini beyinde iki bölgede incelemek
mümkündür. Beynin ön (frontal) bölümünde daha soyut, arka
(parietal,oksipital) bölümünde görsel, işitsel ve motor yeteneklerin
işlenmesi ile ilgili bilgiler alınmaktadır ve işlenmektedir. Alınan
bilginin tanınması, daha önceki bilgilerle karşılaştırılması yapılarak
olur. Tanıma işlemi beyinde derin yapılarda olmak üzere farklı
işlevlere yönelik farklı yapılarda gerçekleşir. Bilginin daha sonraki
işlemlerinin başlaması aşamasında beyinde bir biçimde tutulması
gerekmektedir. Bu, kısa süreli belleğin tekrarlama işlemi ile
gerçekleşir. Bu bilgi tutulamıyorsa ya alımında bir bozukluk vardır ya
da yeni alınan bilgi bir öncekileri silmektedir.
Bilginin işlenmesi
Bilginin kodlanması sırasında, bilginin işitsel yönleri yüzeysel ya da
otomatik, kavramsal ya da semantik yönleri derin analiz yapılarak
işlenir. Bazen bu analiz sırasında sözel bilgi görüntü halini alır ya
da tam tersi olur. Her zaman bilgiler kodlanarak işlenmez, bazen
değişmeden belli bir form haline dönüştürülerek kullanılır. Bununla
bilginin miktarının azaltılması mümkündür. Bilginin ilgili olduğu
kavramlar ya da yapıyla ilgili olarak bağlantısının kurulması da üçüncü
basamağı oluşturur. Bu bağlantı kurma işlemi sırasında beyin kabuğunun
(korteks) değişik bölümlerindeki sinir hücreleri senkron olarak aktive
olmaktadırlar.
2. Bilginin depolanması
Bilginin uzun süreli saklanması, geçici bellekten kalıcı belleğe
dönüştürülmesi işlemine konsolidasyon denmektedir. Kaza sonrası görülen
geriye dönük unutma olayında yeni bilgilerin konsolidasyonun tam
olmamasından kaynaklanan yeni olayların unutulması görülür. Depolama,
özellikle iki taraflı temporal lop hasarında bozulur. Bellek kayıtları
bir kez oluşup hep aynı kalan yapılar değildir ve sürekli yeni kayıtlar
ile birlikte tekrar tekrar organize olurlar.
3. Bilginin hatırlanması
Bellek kayıtlarının kullanılabilmesi için tekrar aktif olmaları
gerekmektedir. Geri çağırma işleminde de temporal lop ve iç yapıları
önem taşımaktadır. Bazen bilginin saklanmasında bir bozukluk yok iken
geri çağırma işlemi bozulabilir. Bellek kayıtlarının geri
çağırılmasında doğru ve yerinde olanların seçilmesi önemlidir. Tarama
işlemi dediğimiz bu basamakta bir bozukluk varsa konfobulasyon
dediğimiz kontrol dışı yanlış sözel yanıtların oluşumu ortaya çıkar.
Kişi tam doğru olanı bulamadığından o an geri gelen bilgiler neyse
onları ifade eder. Tarama işleminin bozulması, bellek kayıtlarının
zayıflamasında da görülür. Bu durum sıklıkla beynin ön bölümü olan
frontal lobun hasarında görülür. Her iki beyin yarı küresinin
birbirinden ayrıldığı durumlarda da sol beyin yarı küresi, diğer beyin
yarı küresinden tam bilgiyi alamadığından yine aynı durum,
konfobulasyon görülmektedir.
Sonuç olarak bellek ve öğrenme değişik biçimlerde olmaktadır ve belli
aşamalarda gerçekleşmektedir. Bu işlemler sırasında beyinde farklı
sistemler ve yapılar bir arada çalışmaktadır. İnsanın yaşamını devam
ettirebilmesi ve davranışlarının gelişmesinde bu sistemler yer
almaktadır.
2. Bilgisayarlar
Sistem olarak incelersek; insan, dış dünya ile ilişki kurabilen, dış
dünyadan gelen uyarıları değerlendiren, bunlara anlamlı cevaplar veren
bir sistemdir. İnsan dış dünyadan gelen uyarıları beş farklı kanal ile
alır. Gözler görür, kulaklar işitir, burun koklar, dil tadar ve deri
dokunur. Bu şekilde toplanan uyarılar beyne iletilir. Beyin bu verileri
işler. Veriler birbiri ile ilişkilendirilir, bilgi haline getirilir ve
saklanır.
Bilgisayarların veri toplama kanalları biraz daha değişiktir ama aynı
işlevler bilgisayarlar için de söz konusudur. Klavye ile veri girişi
yapılabileceği gibi, seri ve paralel çıkışları ile bilgi alış verişinde
bulunulabilir. Son zamanlarda onsuz yaşayamayacağımıza göre, fareyi de
veri girişi tarafına koymak gerekir. Gelen veriler bilgisayar içinde
işlenir ve saklanır.
Bilgisayarların yapısını, birbirinin üzerine oturan katlardan oluşan
bir binaya benzetebiliriz. En alt katlar donanıma aittir. Donanımın
üzerine yazılım katmanları, daha sonra da veri katmanı gelir.
1. Donanım
Bu katlardan sadece donanım fizikseldir; elle tutulur, gözle görülür.
Donanım kendi içinde birkaç kata yayılır. Günümüz bilgisayarları
elektronik temellidir. Bu nedenle en alt kat, elektronik devreler
katıdır. Bilgisayarcıların 200 MHz gibi sayılarla bahsettikleri,
elektronik katmanının çalışma hızıdır.
Elektronik devrelerin üzerinde doğru / yanlış gibi iki değer alabilen
mantık devreleri vardır. Hepimizin her gün binlerce defa yaptığı evet /
hayır, doğru / yanlış kararları, bu devrelerde yapılmaya çalışılır.
Mantık devrelerinin ikili değerli olması, sadece bu günkü teknolojiden
dolayıdır. Daha fazla durumlu mantık devreleri olsaydı gene de
bilgisayarlarımız çok fazla değişmeyecekti.
Donanımın bir üst katmanında artık daha işlemsel yapılar yer almaya
başlar. Bu yapılar arasında bilgilerin depolandığı bellek, verilerin
işlendiği işlemci, dış dünyaya açılan pencere olan girdi çıktı
birimleri sayılabilir.
2. Yazılım
Donanımın bir üstüne baktığımızda artık elle tutulan yapılar bitmiştir.
Nasıl kişilik, bellek elle tutulamazsa, yazılım katmanları da elle
tutulamaz. En alt yazılım katmanı işletim sistemidir. İşletim sistemini
bilgisayarımızın karakteri olarak düşünebiliriz. Birkaç işletim sistemi
adı vermemiz gerekirse MS-DOS, MS-Windows, Unix sayılabilir.
İşletim sisteminin üzerinde uygulama yazılımları yer alır. Uygulama
yazılımları, bizim bilgisayar kullanarak iş yapmamızı sağlayan
yazılımlardır. Bunların arasında Excel gibi tablolama, Word gibi kelime
işlemciler sayılabileceği gibi bir muhasebe, ya da mühendislikte
kullanılan bir çizim yazılımı sayılabilir. Bu arada bilgisayar
oyunlarının da bu sınıf içinde olduğunu belirtmek gerekir.
3. Veri
En üst katmanda veriler yer alır. Bilgisayardaki en değerli öğe bir
çoğumuzun düşündüğünün tersine donanım ve yazılım değil verilerdir. Bir
şanssızlığın bilgisayarınızı kullanılamaz hale getirdiğini düşünün.
Eski donanım ve yazılımınızın aynısını tekrar satın alabilirsiniz, ama
verilerinizi satın alamazsınız. Bu nedenle verilerin sık sık
kopyalanıp, kopyaların emin bir yerde tutulması önerilir. Bu duruma tam
bir benzetme olmasa da hafızasını kaybetmiş bir insanı
düşünebilirsiniz. Bu gün için beyindeki bilgileri, bilgisayarlarda
olduğu gibi, bir dış ortamda saklama olanağımız yoktur.
4. Bellek
Bilgisayarda bellek bir raf sistemine benzer. Her rafın bir numarası
vardır. Bilgiyi saklamak için önce bir raf seçilir ve bilgi rafa konur.
Daha sonra bilgiye gereksinim duyulduğunda rafın numarası verilerek
bilgi geri alınır. Bilgiye ulaşmak için rafın numarasının bilinmesi
şarttır.
Bilgisayarda bellek, ekonomik nedenlerle bir hiyerarşik yapı oluşturur.
Bellek hızlandıkça pahalılaşır. En hızlı ve en pahalı bellek,
işlemcinin içindeki “register” bellektir. Register kısa süreli veri
tutmak için kullanılır. Örneğin üç sayıyı toplarken, önce ikisini
toplayıp, sonuca üçüncü sayıyı ekleme işleminde ara sonucun register’da
tutulması ve işlem biter bitmez register’in boşaltılması, register
kullanımı için uygundur. Register’ları RAM(random access memory) bellek
izler. RAM de register’lar gibi geçici olarak bilgi tutar. İşlemcinin
üzerinde çalıştığı veriler ve bu veriler ile ilişkili olabilecek
veriler RAM’de tutulur. İşlemci veri ile işini bitirince RAM’deki
veriler de uzun süreli bellek olan diske yazılır. Hem register hem de
RAM bilgiyi elektronik olarak tutarlar. Bilgiye erişim de elektronik
hızlarda olur. Bu avantajlara karşı RAM’in kötü bir tarafı vardır.
Elektrik olmadan hatırlayamadığından dolayı elektrik kesildiğinde
içindeki bilgiler kaybolur.
Disk, RAM’a göre çok daha yavaş olmasına karşın hiyerarşide uzun süreli
bilgi saklanabilecek bir ortamdır. Bundan başka bilginin disk gibi
manyetik ortamda saklandığı teyp ve disketler vardır. Bunlar bilgiyi
manyetik olarak sakladıkları için daha yavaştırlar. Ayrıca manyetik
ortamlar dışında optik ortamlarda bilgi saklamak olasıdır. Bunun en
güzel örneği CD-ROM’lardır.
3. Bilgisayar Ağları
İşlemci, bellek, çevre birimler gibi çeşitli donanım elemanları ve
işletim sistemi ve uygulama programları gibi oldukça kapsamlı yazılım
elemanları içeren bir bilgisayar sistemi oldukça karmaşık bir
yapıdadır. Bu karmaşık yapıdaki bilgisayar sistemleri bir bilgisayar
ağı yaratacak şekilde birbirine bağlandığında ortaya çok daha karmaşık
yapılar çıkmaktadır. Bir bilgisayar ağının genel görünümü şekil 7’de
verilmiştir. Burada aslında tek bir bilgisayar ağı olmadığını, birbiri
ile gerek hiyerarşik gerek başka yapılarda ilişkilendirilmiş bir çok
bilgisayar ağı olduğunu vurgulamak gerekir. Şekilde görüldüğü gibi bu
ağlar birbirine tekrarlayıcılar, köprüler ve yol atayıcılar ile
bağlanmışlardır.
Tasarımcılar karmaşık yapıdaki sistemleri, biraz da doğayı
gözlemleyerek, ya hiyerarşik yapıda, ya da bundan daha basit bir yapı
olan katmanlı yapıda tasarlamaktadır. Buradaki genel amaç, bir sistemi
meydana getiren alt sistemler ve alt sistemler arasındaki karmaşık
arabirimlerin sayısını azaltarak tüm sistemin genel tasarım ve üretim
karmaşıklığını azaltmaktır. Katmanlı yapıların karmaşıklığı, hiyerarşik
yapıların karmaşıklığından daha azdır. Katmanlı yapılarda alt sistemler
arasında sadece iki arabirim ilişkisi bulunmaktadır. Dolayısıyla gerek
bilgisayar sistemlerinin gerek bilgisayar ağlarının tasarımında
katmanlı yapılar tercih edilmektedir.
Bir bilgisayar ağını oluşturan donanım ve yazılım elemanları, işlevleri
açısından katmanlar halinde organize edilmektedir. Burada bir alt
katmanın bir üst katmana verdiği servisten söz edilebilir. Servis
aslında alt katmanda tanımlanmış ve üst katman tarafından kullanılmakta
olan bir işlevden ibarettir. Bu servislerin kullanılmasında geçerli
temel kural şöyledir. Birbirine komşu olan üç katmanı önce i-1 i ve i+1
olarak numaralandıralım. Orta katman i, sadece alt katman i-1 ve üst
katman i+1’de tanımlanan servislere erişebilir, daha alttaki ve üstteki
katmanların servisleri i tarafından kullanılamaz. Bu kuralın temel
nedeni katmanlar arasındaki ilişkileri en aza indirmektir.
Benzer yada aynı katmanlı yapıda olan iki sistem, veya iki bilgisayar
arasında, aynı seviyedeki iki katman arasında bir protokol
tanımlanabilir. Katmanlar arası bir protokol, her iki katmanın
birbiriyle bilgi alışverişinde bulunmasını sağlayacak kuralların
tümünden oluşur. Katmanlar arası sanal olarak tanımlanabilecek bilgi
alışverişi, gerçekte bilginin alt ve üst katmanlar aracılığı ile bir
sistemden diğer sisteme aktarılması sayesinde yapılabilmektedir.
Bilginin gerçekten iki sistem arasında belirli bir formda aktarılması,
bu sistemlerin en alt katmanı olan fiziksel katmanlar aracılığı ile
gerçekleştirilmektedir. Bir sistemin katmanlı yapısı, katmanların
arabirim işlevleri ve katmanlar arası protokollerin tümü bilgisayar
ağları terminolojisinde bir bilgisayar ağı mimarisi olarak anılmaktadır.
Bilgisayar ağ mimarileri arasında ISO OSI referans modeli, TCP/IP,
IBM’in SNA, DEC’in DECNET vb. mimariler sayılabilir. Burada sadece
güncel olduğu için internet’i ayakta tutan TCP/IP ağ mimarisinin
özellikleri kısaca tanıtılacaktır.
TCP/IP ağ mimarisi basit olarak dört katmandan oluşmaktadır. En eski
bilgisayar ağı mimarisi olan TCP/IP ağ mimarisi, bilgisayar ağlarındaki
gelişmelerin önemli bir bölümünü oluşturan Arpanet/İnternet araştırma
geliştirme çalışmaları sonucunda elde edilmiştir. Yaklaşık olarak 2000
RFC belgesi, bu mimariyi oluşturan tüm protokolleri ve yapıları
tanımlar.
TCP/IP ağ mimarisi katman yapısı, en üst katmandan en alt katmana
doğru, katmanların çok kısa işlevsel tanımlarını da içerecek şekilde
şöyledir.
Katman 4. Uygulama (Application) katmanı : Ağı kullanan uygulama
programları ve bunlar arasındaki FTP (dosya aktarımı), TELNET (uzaktaki
bilgisayarlara erişim ve login), HTTP (World Wide Web erişimi) vb.
protokoller ve uygulamalar bu katmanı oluşturmaktadır.
Katman 3. Aktarım (Transport) katmanı : Uçtan uca hatasız mesaj
gönderme bu katmanın görevidir. TCP ve UDP protokolleri bu katmandadır.
Katman 2. Ağ (Internet) katmanı : Veri paketlerinin iletimi, ağ içinde
farklı yollardan yollanması ve tıkanıklıkların idaresi bu katmanın
görevleri arasındadır. Internet’in doğru ve etkin çalışmasını sağlayan
en önemli katmandır. IP ve ICMP protokolleri bu katmandadır.
Katman 1. Ağ erişim (Network access) katmanı : İletim ortamının
fiziksel özellikleri bu katmandadır. Birbirine doğrudan bağlı iki nokta
arasında iletim, bu katmandaki tanımlar çerçevesinde yürütülür.
Buraya kadar beyin, sinir sistemi, bilgisayar ve bilgisayar ağları
konusunda genel bilgiler verilmiştir. Amaç bunlar arasında bir
karşılaştırma yapabilme zemininin hazırlanmasıdır.
4. Beyin Bilgisayar Karşılaştırması
Beyin ve sinir sistemini bir bütün olarak alıp bilgisayarlar ve
bilgisayar iletişimi ya da ağları ile benzerliklerini saptamak veya
karşılaştırmak başlangıçta radikal görünebilir. Bilindiği gibi
bilgisayarların ilk ortaya çıktığı zamanlarda ve daha sonraları,
bilgisayarın insan beyninin işlevlerini yerine getirip getiremeyeceği
açısından devamlı olarak bir değerlendirilmesi yapılmış, bu
değerlendirmede hız, bellek kapasitesi, işlevsel zenginlik, zeka v.b.
kriterler kullanılmıştır. Bilgisayarların keşfedildiği ve üretildiği
ülkelerde ve ülkemizde 70’li yılların başında ortaya atılan bilgisayar
sözcüğünden önce, elektronik beyin sözcüğünün sıkça kullanıldığını
görüyoruz. Alt başlıklarda beyin-bilgisayar karşılaştırması,
beyin/sinir sistemi-bilgisayar/bilgisayar iletişimini de içine alacak
şekilde genişletilmekte ve bu iki ayrı yapının birbiriyle bir
benzerliğinin olup olmadığı yapısal ve karmaşıklık yönünden
incelenmektedir.
1. Yapısal Karşılaştırma
Beyin ve sinir sisteminin bilgisayar ağı benzeri bir katman yapısının
olup olmadığını anlamak için çok erken olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Beyin ve sinir sisteminde bir katman yapısı eğer tanımlanabilir ise, bu
yapıda bir fiziksel katman olduğu açıktır. Fiziksel katmanı oluşturan
temel öğeler beyin, beyincik, omurilik, gangliyonlar, nöronlar,
aksonlar ve miyelin hücreleridir. Bu fiziksel katmanda elektriksel ve
kimyasal sinyaller iletilmektedir.
Fiziksel katman üzerinde katmanlı bir yapı var olup olmadığı, var ise
kaç katman olduğu, katmanların işlevlerinin ve katmanlar arasındaki
servis ilişkilerinin neler olduğu günümüzdeki açık sorulardır. Acaba
katmanlar arasında belirli protokoller var mıdır? Bu protokollerin
özellikleri ve karmaşıklıkları nelerdir? Katman başına kaç protokol
vardır? Protokollerin işleyişi, örneğin zamanlaması ve güvenilirliği
nasıldır? Tüm bu sorulara cevap vermek için henüz çok erkendir.
Bilgisayar ağlarında tekrar ediciler (repeaters) fiziksel katmanda
çalışmakta, sinyal gücünü arttırarak sinyalin uzun bir mesafeye
taşınmasını sağlamaktadır. Çünkü hat üzerindeki kayıplar dolayısıyla
sinyal gücü zayıflamaktadır. Bunlara iki yönlü amplifikatörler olarak
bakılabilir. Beyin ve sinir sisteminde ise tekrar edicilere benzer
yapıları miyelin hücreleri (Schwann hücreleri) ve aksonlar
oluşturmaktadır. Miyelin hücrelerine bir cins dağıtık tekrarlayıcılar
gözüyle de bakılabilir.
Bilgisayar ağlarında köprüler (bridges) veri bağı katmanında
çalışmakta, veri çerçevelerinin veri bağı katmanındaki adresler
açısından filitrelenmesini ve akışının denetlenmesini sağlamaktadır.
Beyin ve sinir sisteminde benzer yapıları gangliyonlar ve nöronlar
oluşturmaktadır. Gangliyonlar aksiyon potansiyellerinin bir cins
dağıtım ya da anahtarlama merkezleridir. Yol atayıcılar (routers) ağ
katmanında çalışmakta ve veri paketlerinin ağ katmanındaki adresler
açısından filitrelenmesini ve akışının denetlenmesini sağlamaktadır.
Beyin ve sinir sisteminde benzer yapıları yine gangliyonlar ve
nöronların oluşturmakta olduğu düşünülebilir. Fakat katmanlı bir
yapının var olup olmadığı bilinmediğinden aradaki farklar tam olarak
açık değildir.
2. Karmaşıklık
Ölçüt olarak karmaşıklığı daha iyi bilinen bir bilgisayar ağı olan
internet’in karmaşıklığı göz önüne alınabilir. İnternet günümüzün en
karmaşık bilgisayar ağı ya da bilgisayar ağları federasyonudur.
İnternet’te milyonlarca kullanıcı, milyonlarca adreslenebilir
bilgisayar veya ağ cihazı bulunmaktadır. Veri sinyallerinin iletim hızı
200,000-300,000 km/sn, verinin iletim hızı 10,000-100,000,000 b/sn
(ikili/saniye) aralığındadır. Kullanıcıların ya da bilgisayarların aynı
anda bağlantı yapabilecekleri bilgisayar sayısı onlu/yüzlü sayılar
seviyesindedir. Bilgi saklama kapasitesi, bellek kapasitesi olarak
giga/tera sekizli seviyesindedir.
Beyin ve sinir sistemine bakılacak olursa en karmaşık
iletişim/denetleme sistemlerinden biri olduğu söylenebilir. Sinir
sisteminde toplam olarak bir ila on milyar nöron olduğu
varsayılmaktadır. Veri sinyallerinin iletim hızı azami 100 m/sn
civarındadır ve ışık hızının çok altındadır. Saniyede gönderilebilen
ikili olarak veri iletim hızını belirtmek henüz olası değildir.
Denetlenen hücre ve nöron sayısı ve bunların artış hızı gelişme çağında
çok yüksektir, ergenlikte belki bir süre sabit kalmaktadır ve daha
sonra yaşlandıkça azalmaktadır. Toplam sayıların evrim sebebiyle artıp
artmadığı tartışma konusudur. Nöronların aynı anda bağlantı
yapabilecekleri nöronların sayısı onbinli sayılar seviyesindedir.
Bellek kapasitesinin canlılar arasında farklılıklar gösterdiğini, fakat
bir bilgisayarda olduğu gibi kesin değerlerle henüz ölçülemediğini
belirtebiliriz.Tüm bu karmaşıklık karşılaştırmalarında, farklı ölçütler
kullanıldığında farklı sonuçlar elde edildiği açıktır.
Beyin ve sinir sisteminin tüm özelliklerinin, iç yapısının ve nasıl
çalıştığının günümüzde tam olarak bilinmemesi sağlıklı bir
karşılaştırma yapmada sorunlar doğurmaktadır. Diğer taraftan,
bilgisayarlar ve bilgisayar ağları belirli bir evrim içinde insanlar
tarafından tasarlanmakta, üretilmekte ve çalıştırılmaktadır.
Dolayısıyla en ince detaylarına kadar bilinmektedir. Benzer bir detay
bilgi artışı beyin ve sinir sisteminde de sağlandığında çok daha
sağlıklı bir karşılaştırma yapma mümkün olabilecektir.
(gencbilim alıntıdır)
Tags:
beyin,
bilim,
zeka,
davranış